ISSEVENLER

Daisypath Anniversary tickers Lilypie Fourth Birthday tickers

Pazartesi, Mayıs 22, 2006

Au revoir Paris..

Hakan çok ısrar etti notebook’u da yanımıza alalım,akşamları otelde bağlanır,blog’umuzu yazarız diye ama ben daha önce katıldığım İtalya ve Macaristan turundaki kaldığımız güya 4 yıldızlı ama düdük gibi otelleri hatılayınca çalarlar malarlar deyip getimesini istemedim.
Gayet de yanımıza alabilirmişiz; beklediğimden çok daha güzeldi Ibis berthier..

8 mayısta öğlen uçağıyla İst’a gittik. Havaalanında o kadar saat nasıl vakit geçireceğiz diye düşünüyorduk ama düşündüğümüzden hızlı geçti zaman; bir cafede oturup birşeyler yedikten sonra Cafe Tur’un yerine gidip ordan da ilgili gate’lere yönlendirildik. Prosedürler,pasaport işlemleri vs o kadar uzun sürüyor ki insan sıkılıyor zaten ötüp de her kapıda kemeri çıkartmak zorunda kalınca bi daha takmadım:)

Paris havaalanında Cafe Tur yetkilileriyle buluştuk ve otele gittik. Yaşlı bir çift vardı; rehber hangi ekstra turlara katılacaksınız diye herkese sorarken “biz hiçbir tura katılmayacağız;Cuma günü kaçta nerde buluşacağız” diye sordu. Dedim ki yav niye geldiler o zaman,gezmeden etmeden ne yapacaklar ama şimdiki aklımız olsa aynı şekilde yapardık biz de..

Bu konuda da Hakan’ın haklı çıktığını itiraf etmem lazım. Kendisi biz gezeriz,tura gerek yok dediğinde, bir sürü yurt dışı tecrübeme rağmen korkup yok kayboluruz,yok bulamayız,bi başımıza ne yaparız deyip kabul etmemiştim. Tamam kabul bundan sonraki gezilerde kendimiz gezeceğiz hayatım:)

Bu arada rehber kadın balayı çiftiyiz diye bize kıyak geçmek istemiş kendince:) size Eyfel’i gören odayı verdim dedi ama başka bir çifti yada başka bir odayı yada bilmiyorum başka bir Eyfel’i kastettti heralde:) biz cama yapıştık ama Eyfel’i göremedik.. Kesin yanlışlıkla tam karşımızdaki odaya yerleşen yaşlı çifte verdi manzaralı odayı; ondan odadan çıkmak istemediler diye dalga geçtik tüm hafta:)

Gezdiğimiz yerleri anlatmadan önce Paris hakında biraz genel bilgiler verelim.

Pariste 2 tane havalimanı var. Aeroport d’Oryl ve bizim indiğimiz Aeroport Charles de Gaulle.

Paris,Fransa’nın kuzeyinde yer alıyor. Intra Muros olarak bilinen şehir merkezi ,Seine Nehri tarafından 2’ye ayrılmış.Seine nehri üzerinde 2 ada var: Ile de la Cite adası ve Ile St-Louis adası. Cite adasında ünlü Notre Dame katedrali var. Nehrin kuzeyinde kalan yakada Champs-Elysees caddesi,Arc de Triomphe;Louvre Müzesi gibi pek çok gezilecek yer var. Nehrin güneyinde kalan bölge ise Eyfel Kulesinin olduğu bölge. Saint Germain ve Montmartre bölgeleri de bu tarafta kalıyor.

Pariste saatler Türkiye’ye göre 1 saat geri. Sokaklar ,caddeler çok geniş. Ortaçağda at arabalarını devirip yolu kapatıyorlamış; Belediye başkanı Hausmann da bunu önlemek için yolları geniş yaptırmış. Şehirde nereye baksanız düzen ve simetri var. Binaların boyları,caddelerin başlangıç ve bitiş noktaları hep birbirine benziyor; hiçbir yerde aykırılık yok.

Metroyu çözdüğünüz takdirde gidemeyeceğiniz yer yok. Metroda biletleri CARNET diye adlandırılan 10 adet şeklinde alırsanız %40’a varan indirim oluyor.Direction’lar hatların renklerine göre belirlenmiş. Mesela bizim otel mavi hat üzerinde idi; nerede olursak olalım,bir yerden mavi renge ulaşıp ordan aktarmalı gidiyorduk otelimize.Otelimiz Ibis Berthier, hem Porte de Clichy hem de Brochant metro duraklarının tam ortasında kalıyordu.


Otele eşyaları bırakır bırakmaz Avenue des Champs –Elysees’e gitmek için metroya bindik. Metroyla Arc de Triomphe (Zafer Anıtı’nın) orda çıkmışız bilmeden:) Dünyanın 2. en yüksek zafer anıtı imiş kendileri. Hemen altında da Meçhul Asker Anıtı var.Napolyon tarafından,askeri başarıları onuruna yaptırılmış.şehrin en ünlü 12 caddesi yldız şeklinde burada kesişiyormuş.

Bu arada Paris, 8 mayıs 1945 -2. Dünya savaşının bitişini kutluyormuş her sene. Bizim gittiğimiz zaman da tatilmiş bu yüzden; heryerde Fransiz bayrakları asılı idi ve her anıtta da çiçek ve çelenkler vardı.

Dilllere destan Champs- Elysees ise şık restorantları, araba galerileri, sinemaları barındıran,daha çok insanların akşamüstü yürümek için geldiği caddelerden biri. Bu sefer olmadı ama inşallah bir dahaki sefere kesin Lido show'a gideceğiz..

Champs “tarla” demekmiş. Elysees ise Kraliyet sarayı imiş. Yani Elize tarlaları oluyor bir anlamda:) Sağlı sollu dükkan ve restorantlarla 2.5 km uzunluğunda bir cadde.
Türkiye’nin Turizm ofisi de bu cadde üzerinde:) Türkiye’nin tanıtım reklamını seyrettik bir süreJ Rehberimiz bizi “sakın 10’dan sonra metroya binmeyin,zenciler turistleri rahatsız ediyor,taksiyle dönün otele dediği için, tırsıp ilk gece erken döndük otele; bir de yağmur başlamıştı; zaten yola çıkmadan önce de biraz kırıktım; üşütüp hasta olup balayını zehir etmeyeyim diye kaç gece ilaç alıp yattım valla:)

Rehberin söylediğine göre Paris’te senegalli,zenci ve romen çingeneleri çokmuş. Suç oranı da hayli yüksekmiş çünkü 18 yaşına kadar hiçbir suçun için ceza almıyormuşsun Paris’te.
Ama sonraki günler rehberi dinlemedik biz. Evet çok zenci var etrafta ama baktık kadınlar,çocuklar falan biniyor geç saatlerde; biz de 11 buçuk 12’lerde bindik valla:)
Bir de neyi farkettik,japon turist çok fazlaydı;adım başı neredeyse..

Salı günü sabahtan turun vereceği Panoramik şehir turu vardı.Hava yağmurlu olduğundan gerçekten de çok bir panoramik oldu; “evet evet sağda müzeyi görüyorsunuz,solda da katedral var evet 5 dak fotoğraf molası veriyoruz” dediler ve 1 saat bile sürmeden gezimiz sona erdi:)

Opera Garnier binası, Concorde-Chatelet meydanı (dikili taş),Tuileries bahçeleri Opera Binası,Terecado Meydanı,Loure müzesi koştur koştur yerleri gösterilen ve buraların içini gezin diye salık verilen yerlerdi:) Terracado meydanı,Eyfel’in en güzel ve rahat görülebildiği yer olduğu için tüm tur otobüsleri oraya geliyormuş.Biz de orda foto çektirdik tabi.



Öğleden sonra ekstra tura katıldık. (2 kişi toplam 90 euro verdik). Hava soğuk ve yağmurluydu ama yılmadık:)


Rehberimiz ile önce Jardins du Luxembourg (Luxembourg Parkı)’na gittik. Yüzyıllık ağaçlarla kaplanmış geniş alanlar,dolambaçlı yürüyüş yolları,heykeller,çimenlikler ve havuzların bulunduğu parkta,bugün Senato binası olarak kullanılan Luxembourg Sarayı da görülüyor. Tabi hava yağmurlu olduğu için park neredeyse bomboştu. Ama yazki hali gözümde canlanıyor da müthiş olmalı,zaten rehberimizde yazın havuzların kenarlarında boş sandalye bulmanın imkansız olduğunu söyledi. Ne güzel ya,şehrin ortasında bambaşka bir dünya..





Saint Michel Meydanı ve Barış çeşmesi’ni de gezdik. Bir an Roma'da Trevi çeşmesi önündeyim zannettim. Tabi Trevi daha güzel ama bu da fena değildi. Gittiğin yere değil,yanında olan kişiye bakacaksın değil mi:) inşallah bir gün de oralara beraber gideriz.

Fransa’nın en eski ve en prestijli üniversitelerinden biri olan Sorbonne Üniversitesini ve etrafındaki bir sürü kafeyi de görme şansımız oldu. Yasaklı oldukları zamanlarda Emile Zola, Nazım Hikmet hep bu kafelere gelip insanlarla buluşup konuşurlarmış. 68 olaylarının başlangıç yerlerini gördük yani.

Montmartre Tepesi (Ressamlar meydanı) Paris’in en yüksek tepesi Tertre meydanındaki Ressamlarıyla ünlenmiş tepeden görülen Paris manzarasından bahsetmeme gerek yok herhalde:) bu meydan dünyanın her tarafından gelmiş ressamlarla dolu. Belli bir ücret karşılığında sizin de resminizi yapıyorlar.

Sacre Coeur Kilisesi (sacred heart) , Montmartre tepesi üzerinde, ortasındaki beyaz mermer kubbe ve daha küçük beyaz kubbelerle çevrilmiş görüntüsü ile şehrin her tarafından düğün pastasına benzer halde görülebiliyormuş.Paris’in ünlü kiliselerinden biri.

Rehber dönüşü nasıl yapacağımızı anlattıktan sonra ondan ayrıldık. Onion Soup’u tavsiye eden rehberimizi dinledik; iyiki de dinlemişiz.o soğuk havada çok iyi gitti valla. ardından Bolognese soslu Spaghettimizi yedik ve de yine rehberin tavsiye ettiği Kreplerden yedik. Değişik olsun diye birimiz çikolata soslu birimiz de meyveli istedik. Çorba çok güzeldi de geçen haftalarda bebeğimle Bilkentte yediğimiz krep burda yediğimizden çok daha güzeldi valla.
Alışveriş faslımızı da burda tamamladık. Yağmur yağmasa yürürdük otele doğru ama hasta olmayalım diye,bi de ellerimiz doluydu:) taksiyle döndük otele.

Louvre Müzesi Salı günleri kapalı imiş sadece. Her ayın ilk Pazar günü de girişler ücretsiz oluyormuş.Biz Çarş günü kişi başı 8.50 euro giriş ücretini paşa paşa verdik tabiJ
Dünyada içinden arabaların geçtiği tek saray-müze imiş burası. Müzede19.yy Mısır,Yunan ve Roman antikaları ve tablolarının da içinde bulunduğu 30.000 eser olduğu söylendi. Leonardo’nun Mona Lisa’sını bizzat gidip gördükJ ayrı bir alanda tutyorlar tabloyu. İçerde kamera ve fotoğraf makinasına izin yok ne yazık ki:( tabloyu camlı bir alana asmışlar,bir de yaklaşılmasın diye de güvenlik şeridi koymuşlar. Gördük mü gördük işte:)

Louvre, Av köşkü diye yapılmış 800 yıl önce,sonrasında Napolyon savaş zamanı yakılmasın,yıkılmasın diye müzeye çevirmiş burayı.1980’lerde müze Fransa eski devlet başkanı François Mitterrand isteğiyle yenilenmiş ve müzeye 21 metrelik cam piramit girişleri yapılmış. Piramitler, aşağı ışık versin ve aydınlık göstersin diye düşünülmüş ama Parisliler tarafından beğenilmemiş; gerçekten de o tarihi binanın içinde çok bir eğreti duruyor,o tarihi havaya hiç yakışmıyor piramitler..

3 saat boyunca gezebildiğimiz ölçüde gezdik müzeyi; sonlara doğru her bulduğum sandalyede,yada oturulabilecek her yerde oturduğum hatta yattığım için geziyi fazla uzatmayalım dedik:) Müzeden çıktıktan sonra hazırladığımız ton balıklı ve peynirli sandviçlerimizi yine müze bahçesinde yedik.



2.durağımız Notre Dame katedrali idi. Birbirinden farklı şekillerde dizayn edilmiş 3 farklı kapısı var: Meryem Ana kapısı,İsa’nın kapısı ve Hz İbrahim’in kapısı. İçerisi mumyalarla aydınlatlıyor.Gül pencereleri ve vitrayları görülmeye değer. Miterand’ın cenazesi burda yapılmış.Fransa imparatorlarından Napolyon Bonapart imparatorluk tacını bu katedralde giymiş.Victor Hugo’nun ünlü eseri Notre Dame’ın Kamburundan bahsetmeme gerek yok sanırım :) Katedralin içinde bulunan kilise orgu ile hala resitaller yapılıyormuş.1 euro verip mum alıp duamızı edip mumumuzu yaktık.

Berthillion Dondurması ünlü dediler; nerde nerde diye gezerken bir baktık hemen önümüzde imiş:) fırsatı kaçırmadık ve Paris’in ünlü dondurmasının tadına da baktık.

Sainte Chapelle kilisesine de gittik.Bu kilise adını kendini dizayn eden mimardan almış. Diğer kilselere göre ayrı bir şekilde korunuyor;üstünüz aranarak falan içeri giriyorsunuz. Giriş de ücretli. Tabi ben Notre Dame katedrali bile ücretsiz,burası neden ücretli die söylendim .Hakan çok ısrar etti içine girmek için ama ben yorgunluktan yürüyemeyecek halde idim;tüm kiliseler aynı işte,diğerlerinde mum yaktık ya yeter dedim; tek başına da girmeyi istemedi.kapısından döndük; hala durur durur,Isa’nın dikenli tacını göremedik senin yüzünden der:)


Seine nehri boyunca yürüyerek Jardin des Tuileries’e (Tuileries Bahçeleri) geldik. Hava güzel olduğu için bahçe oldukça kalabalıktı. Hakan bira içmek istedi; ben de marketimizden aldığımız (otelimize yakın Super U diye marketten alışveriş yapıyorduk.) çikolatalı musse’ları taa Türkiye’lerden taşıdığımız bisküvilerin arasına sürüp yemeyi tercih ettim. Zaten turdakiler bayağı bir şaşırdı; bunu da mı Türkiye’den getirdiniz diye. Biz neredeyse 1 çantalık yemek götürdük burdan. Hazır çorbalar,etimekler,ton balıkları,barbunya,lahana sarma,yaprak sarma konserveleri,corn flakes,süt,sallama çay, cappuchino,bisküviler vs abartmışız resmen:) ama çok da iyi oldu. Akşamdan sandviçlerimizi yapıyorduk,abur cuburlarla beraber çantaya koyuyorduk,acıktıkça yiyorduk. Louvre müzesi bahçesinde açıp yaprak sarmayı anca biz yerdik zaten:) Tuileries bahçesindeki molamızda kuşları da besledik.

Place de la Concorde (Concorde Meydanında) da fotoğraf molası verdik. Sekizgen şeklinde bir meydan burası.ortasında mısır firavunu 2. Ramses’in tapınağından getirilmiş Dikili Taş bulunuyor. 1789 Fransız derimi sonrası birçok idam bu meydanda yaplmış. Meydanda bulunan kadın heykelleri demokrasiyi temsil edyormuş. ünlü Alexander 3 köprüsüne geldik. Girişlerinde altın heykeller falan var; gerçekten ihtişamlı bir köprü. yeni evlenen gelin ve damatlar bu köprüde fotoğraf çektiriyormuş dediler; bizim neyimiz eksik dedik:)

Yürüyerek ara sokaklardan Eyfel’e çıktık. Tam Eyfel’in altında bulunan banklarda yemek molası verdik:) keşke ekstra tur için parayı peşin vermeseydik diye hayıflandık bayağı,çünkü buraya kadar kendimiz gelmişken istesek kendimiz yukarı da çıkardık diye düşündük.

Akşam Champ’s Elysees caddesini daha bir detaylı turladık. Disney store mağazasından ilerde doğacak bebeğimize hediye aldık:) Ben diyorum erkek olsun,sana benzesin,hakan diyor kız olsun saçlarına toka takalım.bakalım hayırlısı diyoruz,zaten oldukça zaman var daha bebeğe,şimdilik her gittiğimiz yerden hediye almaya karar verdik;ilk hediyesi de PAris'ten oldu.



Akşam yemeği için (aslında gece diyelim çünkü saat 11 falandı) durağımız Restaurant Leon de Brussels oldu. Brüksel’in ünlü midyecisinin Paris’te 12 şubesi varmış. Rehber midye seviyorsanız kesin gidin demişti; ikiletmedik biz de. Hakan menü aldı ;soğanlı falandı midyesi.Ben Mozarella soslu ve peynirli midye yedim; tadi hala damağımda..Menü 13 euro falandı, Champs de elysees’deki bir restoranta göre beklediğimizden ucuzdu yani.%15 bahşişi zaten hesaba ekliyorlar,ama biz birkaç euro daha bahşiş bıraktık.

Perş günü rehberle ve turun kalanları ile sabah erkenden ekstra tur olarak katıldığımız (2 kişi toplam 110 Euro verdik) Eyfel-Seine nehri ve Saint Germain bölgesi turu için buluştuk.

Seine nehri turu da gayet güzeldi.Yemekli olanları da varmış.Bizimkisi sadece kıyı boyunca gidip gidip gelme teknesiydi:) her dilde anlatım yapıyorlar kulaklıklardan istediğiniz dili seçiyorsunuz.Hava da iyiden iyiye sıcak olmaya başladığından bayağı piştik teknede.

Eyfel’in orası hali kalabalıktı,sıra bekledik bir süre. En tepeye kadar asansörle giriş ücreti 9.90 euro; eğer 1200 küsür merdiveni çıkarım ben yürüyerek diyorsanız 3.5 euro veriyorsunuz. 2. katına çıktık asansörlerle. Sisli olduğu için üs katlardan bişey görünmüyormuş. Bizim çektiğimiz fotolarda bile uzaklar pek net görülmüyor gerçekten de. Kule içindeki kafeden kahve alıp Paris manzarası eşliğinde yudumladık.

Kule, Tasarımcı Gustave Eiffel tarafından 1889 Evrensel Fuar ve de Devrim’in 100. yılı onuruna geçici olarak yapılmış.uzun süre Parisliler tarafından beğenilmemiş ve yıkılması için imzalar toplanmış. Gustave geçici bir süre,yıkılacak sonra dese de zaman gelip bu sözleri hatırlatıldığında sözleşmede böyle birşey bahsedilmiyor ben yıkmam,istiyorsanız siz yıkın demiş ama yapımında kullanılan demirlerin ağırlığı 7 bin ton iken yıkmak hayli pahalıya patlayacağı düşünümüş ve vazgeçilmiş.İnsanlar uzun süre eyfel’i demir bir canavara benzetmiş ve evlerini terk etmişler; Gustave da hepsini çok ucuza almış,hala da yedi sülalesi bu evlerde oturuyormuş ve para kazanma gibi dertleri hiç olmamış,hiç de olmayacak sanırım; Şu an Paris’te oturduğunuz ev kıyısından köşesinden Eyfel’i görüyorsa bile ayrı bir para ödemek zorundaymışsınız ve bu paralar Gustave’ın soyundan gelen insanlara gidiyormuş hala:)

Sainte Germain tarafına gittik. Kilisesini gezdik ve turdan ayrıldık.Kilisenin bahçesinde yemeğimizi yedikten sonra rehberimizin şarap alın diye önerdiği bür dükkandan şarap aldık. (bordeaux 2003 senesi) ve hakan’ın sırt çantasına yükledik,garibim tüm gün sırtı büküldü valla şarapları taşıyacağım diye.

Paris’in en eski ve ünlü kafelerinden biri olan Cafe de Flore’de yol kenarındaki masalarda(pariste kaldırım kafeleri çok ünlü. Sandalyeler direk sokağa bakıyor zaten,siz orda yemek yiyorsunuz,millet de dibinizden geçiyor.) oturup kahve içtik;çok keyifliydi:) ünlüler falan hep bu kafeye geliyormuş. Rehber her an bir ünlüye rastlıyabilirsiniz demişti ama fransız sanatçısı tanımıyoruz ki:) bu arada kafenin tuvaleti bile 1 euro idi.


Sonraki durağımız Musee de Orsay oldu.Girişe kişi başı 8 euro para verdik. Cezanne’ın da sergisi varmış,iyi görürüz gelmişken dedik,içerde başka bi sıraya daha girdik. Ama sıranın ortasına gelmişken Cezanne sergisini görmek için ekstra bir ücret ödememiz gerektiğini anladık ve gerek yok deyip çıktık sıradan. Zaten müzenin kalanı yetti de arttı bize:)
Müze 1900 yılında inşa edilmiş. Müzede tabloların yanısıra bolca heykel de var.



Müzeden sonra yürüyerek Centre Georges Pompidou (Pompidea Kültür Merkezi) ‘ne geldik. Bu merkez, modern sanatın örneklerine ev sahipliği yapıyormuş. Paris'in en fazla ilgi çeken ve de ziyaret edilen yerlerindenmiş. İçinde bir kütüphane,sergi salonu,sinema vs de var.Mimarisi çok değişik aslında. Ters düz edilmiş bina:) ilginç gerçekten.
Burayı ararken, inşa halinde bir bina gördük uzaktan; tabi ben zeki hemen atladım,burası Pompideau diye.bina ters düz diye biliyorum yaJ ama baktık orası yeni yapılan bir binaymış,kös kös haritaya döndük.

Gezerken bilmeden Hotel De Ville’e gelmişiz. Çok büyük görkemli bir bina.Sosyal,kültürel bir kamu alanı burası.Bir sürü aktivite yapılıyormuş burada.Fuar ve sergi alanı olarak da kullanılıyormuş. Mesela biz ordayken her ülkenin kendine özgü Yıldız maketleri sergileniyordu. Türkiye’yi aradım belki biz de değişik birşeyler yapıp göndermişsizdir falan diye ama bulamadım.Çok ilginç şeyler de vardı gerçekten.

Place Des Vosges Meydanı’na ulaşmamız biraz zor oldu; elimizde harita; ha burda ha şurda deyip bayağı bir yürüdük ama sonunda bulduk.Bolca Galeri ve sergi salonu var.Tam ortasında da çok güzel bir bahçesi var,üniversite kampüsü gibi, tüm gençler havuz kenarındaki çimlere yayılmıştı,biz de biraz dinlendik orda.

Paris’te son akşam yemeğimizi otel odamızda yedik.elimizde dolu şarap var ama tirbüşon yoktu, markette yana yakıla tirbüşon aradık. Şaraptan daha pahalıya geldi,içimiz acıdı valla:) Beyaz şarap açtık.Rehberimizin bize alın dediği şarapla iyi gider dediği President marka peynirlerden almıştık bir sürü;bir tanesini açtık. Menümüzde gene dolmalar,etimekler,bisküviler vardı.Son akşam yemeğimiz de böyle geçti Paris’te.

Cuma günü kahvaltıdan hemen sonra yola çıktık Château de Versailles (Versay Sarayı-Şatosu) Paris’in hayli uzağındaymış 30 km kadar ve de metro ile değil hızlı tren ile gidiliyormuş:) (RER-C treniyle ) yaşayarak öğrendik yani.biraz da karıştırdık tabi,gittik döndük baktık aynı yere yeniden gelmişiz,ama sağolsunlar fransızlar hemen yardımıza koştu:) Türkiye’deki bazı insanların tersine, Fransızlarla ilgili izlenimlerim hep olumlu oldu benim, ne zaman yardım için birisine bir şey sorduysak her seferinde son derece içten bir şekilde yardım aldık.
Versay sarayını gezdik,tabi giriş ücretli 9 euro kişi başı. Ve bu biletle belli yerleri gezebiliyoruz. Özel giriş için 20 euro vermek gerekiyormuş:) Gene ünlü ressamların tabloları Monet vs gezdik durduk. Avizeler de görmeye değerdi. Sarayın kendi kadar ünlü bahçeleri için normalde ekstra ücret +3 euro ödeniyormuş ama bizim şansımıza gittiğimiz gün ücretsizmiş gezmek. Böylece Jardin des Plantes’i gezdik. Öyle güzel bahçeler,ağaçlar,heykellerle süslü havuzlar var ki görmeye değer gerçekten..

Gene hızlı tren ile şehre dönüşümüzü yapıp belirlenen saatte otelde turun geri kalanlarıyla buluştuk ve havaalanına gittik. Detax işlemimiz vardı,onu da havaalanında hallettik; paris havaalanında duty free pahalı,pek birşey almayın dediler,sadece gezdik dükkanlarda. Tükiye’ye doğru yola çıktık. THY ile son uçuşa yetişemediğimiz için 5:30’a kadar havaalanında bekledik. Hakan valizlere göz kulak olmaktan uyuyamadı da ben her zamanki gibi “her durumda her koşulda” şeklinde uyudum valla:) Baktık taa öğlen uçağıda yer var; otobüsler de en erken 9 da kalkıyor; taksiyle Sabiha Gökçen havalimananına geçip 8 uçağıyla Ankara’ya geldik. Cerenler karşılayıp eve bıraktılar sağolsun.

Böylece Paris maceramız güzelce başlayıp güzelce bitti:)

3 yorum:

Bezen Hindistan dedi ki...

super olmus geziniz, havanin fazla muhalefet olmamasina ve gezebilmenize cok sevindim. yaprak sarma hikayenize de yerlere yattim, ilahi yaw:))

Adsız dedi ki...

Geziniz gerçekten çok güzelmiş,ama ben fransızlarla ilgili aynı dyyguları taşımıyorum .Metro da gişede görevli bayana gayet açık bir şekilde isteğimizi (ingilizce tabii) belirtmemize rağmen bizi anlamamakta ısrar etmişti ;güvenlik görevlisine durumumuzu ilettik ,aynı bayana bizim söylediklerimizi söyleyerek(oda tabi fransızca....)olay saniye içinde çözüldü,nasıl sinir olmuştum anlatamam...ama herşeye rağmen Paris çok ama çok güzeldi...Sizin fotoğraflarınızda bunu gösteriyor,mutluluklar peri

Adsız dedi ki...

dlGezinizi cok guzel ve samimi bir dille yazmissiniz okurken hem guldum hem bilgilendim.1 hafta sonra biz de parise gidecegiz ve yazdiklariniz bize cok yardimci olacak.Hatta print edip yanima almayi dusunuyorum:)

Secil