Şubat ayının son haftasonunu da Eskişehir’de geçirmiş bulunuyoruz. Eskişehir’e gideken de Ankara’ya dönerken de Hakan muavinliğimi pek beğenmedi. yola çıkar çıkmaz battaniye ve yastığa sarınıp gözümü Eskişehir’e girerken açtığımdan ve dönerken de gazete okumaya dalıp onu tek başına bıraktığım için heralde,bilmiyorum ki...Yolda yeriz deyip hazırladığımız yollukları,çikolataları bile Eskişehir’de yedim ben:) kabul ediyorum,pek iyi bir yol arkadaşı değilim:)
Hava durumuna bakıp hafta sonu yağış olacağını okuduğumda bulduğum en kalın 2 boğazlı kazağımı ve kabanımı almıştım yanıma,hatta abartıp bere ve atkı bile koydum arabaya ama beni bile terletecek denli güzel bir hava karşıladı bizi Eskişehir’de. Hatta Ctesi ve Pazar gündüz Eskişehir’in adambaşı cafe,bar ve restoranının bulunduğu Porsuk’un etrafında gezerken içimi neşe kapladı ve dedim ki yaz geliyor,artık lahana sarma gibi giyinmeyeceğiz,artık donmayacağız:)
...........AĞUSTOS 2005 ...........................ŞUBAT 2006

Ctesi günü yapılan güzel bir kahvaltıdan sonra malum kurban kesilecek, Eskişehir’in girişinde bulunan Kanlıpınar köyüne gittik.İnönü savaşlarında öyle çok kan akıtılmış ki,köyün ortasındaki pınar da kanla dolmuş ve bu köye Kanlıpınar adı verilmiş.Önce köydeki eve gidip bir de o güzelim bahçenin kış halini görelim dedik ve yazın köyün ve evin daha güzel olduğuna karar verdim. Yazın heryer yemyeşil,dayımın ince zevkleri ile değişik değişik eşyalar bahçenin bilimum yerinde aksesuar olarak kullanılmış, dallarından sarkan üzümler, arka bahçeden topladığım biber ve salatalıkları hatırlayınca kışın karla örtülmüş bahçeyi beğenmedim ben..yani ne diyoruz hemen yaz ayı gelsin:)
Kurbanın alınacağı yere gidip de ordaki tüm hayvanları bir yerde toplanmış,”kurbanlık koyun” gibi beklerken görünce kesimi vs seyredemeyeceğimi anladım ben.
Sağolsun büyük kayınbiraderim beni ordan hemen uzaklaştırdı..Taner,Tansel ve Erkan üçlüsü Komedi Dans Üçlüsü kurmuş da bir sürü çekim yapmış; bizim haberimiz yokmuş valla:) zaten anca çekimleri izleyince moralim yerine geldi. Ama dans ettikleri şarkıları not ettim bizim düğünde çaldırmayacağım yoksa kendilerini kaybediyorlar valla:) Kesim işlemi bitip de Hakanlar da dönünce,Erkan’ın Hemşin’den aldığı -yeme de yanında yat kıvamında olan- Haşhaşlışarı birer ikişer götürdük. Tabi ben yine tatlı,daha doğrusu çikolata- krizine girince hem evdeki sarelleler hem de çantamda dolaştırdığım tüp çikolatalar ortaya çıktı ve tarafımdan hepsinin tadına bakıldı:)
Dönüşe annemleri eve bırakıp, Eskişehir’i gezelim dedik ama bir kez daha anladım ki araba falan gereksiz Eskişehir’de. Çünkü park yeri bulmak için harcadığımız vakitte tüm Eskişehir’i bile 2 kez gezerdik valla.Gürbüz’ü alıp Ahmet dayımlara gittik. Hakanla Gürbüz notebook’un karşıısna geçip de bizi unutunca ben de Ahmet dayım ve Refiye yengemle koyu bir sohbete daldım.Sonradan baktık saat de geç olmuş,Hakan’a kendimi tekrar hatırlatıp hatta tanıtıp zar zor notebook’un başından kaldırdık:)
Yemek sonrası çöken ağırlıktan gözlerim gitmeye başlamıştı ki hemen uyudum ben sonrasında. Ben uykuya dalarken, Hakan midemde nasıl daha fazla yer açarım da daha çok dolma yiyebilirim diye düşünüyordu..
Pazar günü Hakanla Eskişehir gezmesine devam etmek için yollara düştük. Levent’in kafeye uğramadan ve Levent’i görmeden hayatta Ankara’ya dönmezdim. İyi ki de uğramışız,güzel ve hayırlı haberlerini de alınca daha bir mutlu olduk:)
Kabristan ziyareti sonrasında yola çıktık; yola çıktığımızdan itibaren başlayan yağmur ve Leman Sam şarkıları ile 3 saat yol gittik. Şoförler odasının yerinde mola verdiğimizde ikimiz de açlıktan ölüyor ama birbirimize çaktırmıyormuşuz:)
Bir Eskişehir gezisi de böylece bitmiş oldu ve biz yine işe döndük..
Hava durumuna bakıp hafta sonu yağış olacağını okuduğumda bulduğum en kalın 2 boğazlı kazağımı ve kabanımı almıştım yanıma,hatta abartıp bere ve atkı bile koydum arabaya ama beni bile terletecek denli güzel bir hava karşıladı bizi Eskişehir’de. Hatta Ctesi ve Pazar gündüz Eskişehir’in adambaşı cafe,bar ve restoranının bulunduğu Porsuk’un etrafında gezerken içimi neşe kapladı ve dedim ki yaz geliyor,artık lahana sarma gibi giyinmeyeceğiz,artık donmayacağız:)
...........AĞUSTOS 2005 ...........................ŞUBAT 2006

Ctesi günü yapılan güzel bir kahvaltıdan sonra malum kurban kesilecek, Eskişehir’in girişinde bulunan Kanlıpınar köyüne gittik.İnönü savaşlarında öyle çok kan akıtılmış ki,köyün ortasındaki pınar da kanla dolmuş ve bu köye Kanlıpınar adı verilmiş.Önce köydeki eve gidip bir de o güzelim bahçenin kış halini görelim dedik ve yazın köyün ve evin daha güzel olduğuna karar verdim. Yazın heryer yemyeşil,dayımın ince zevkleri ile değişik değişik eşyalar bahçenin bilimum yerinde aksesuar olarak kullanılmış, dallarından sarkan üzümler, arka bahçeden topladığım biber ve salatalıkları hatırlayınca kışın karla örtülmüş bahçeyi beğenmedim ben..yani ne diyoruz hemen yaz ayı gelsin:)
Kurbanın alınacağı yere gidip de ordaki tüm hayvanları bir yerde toplanmış,”kurbanlık koyun” gibi beklerken görünce kesimi vs seyredemeyeceğimi anladım ben.
Sağolsun büyük kayınbiraderim beni ordan hemen uzaklaştırdı..Taner,Tansel ve Erkan üçlüsü Komedi Dans Üçlüsü kurmuş da bir sürü çekim yapmış; bizim haberimiz yokmuş valla:) zaten anca çekimleri izleyince moralim yerine geldi. Ama dans ettikleri şarkıları not ettim bizim düğünde çaldırmayacağım yoksa kendilerini kaybediyorlar valla:) Kesim işlemi bitip de Hakanlar da dönünce,Erkan’ın Hemşin’den aldığı -yeme de yanında yat kıvamında olan- Haşhaşlışarı birer ikişer götürdük. Tabi ben yine tatlı,daha doğrusu çikolata- krizine girince hem evdeki sarelleler hem de çantamda dolaştırdığım tüp çikolatalar ortaya çıktı ve tarafımdan hepsinin tadına bakıldı:)
Dönüşe annemleri eve bırakıp, Eskişehir’i gezelim dedik ama bir kez daha anladım ki araba falan gereksiz Eskişehir’de. Çünkü park yeri bulmak için harcadığımız vakitte tüm Eskişehir’i bile 2 kez gezerdik valla.Gürbüz’ü alıp Ahmet dayımlara gittik. Hakanla Gürbüz notebook’un karşıısna geçip de bizi unutunca ben de Ahmet dayım ve Refiye yengemle koyu bir sohbete daldım.Sonradan baktık saat de geç olmuş,Hakan’a kendimi tekrar hatırlatıp hatta tanıtıp zar zor notebook’un başından kaldırdık:)
Yemek sonrası çöken ağırlıktan gözlerim gitmeye başlamıştı ki hemen uyudum ben sonrasında. Ben uykuya dalarken, Hakan midemde nasıl daha fazla yer açarım da daha çok dolma yiyebilirim diye düşünüyordu..
Pazar günü Hakanla Eskişehir gezmesine devam etmek için yollara düştük. Levent’in kafeye uğramadan ve Levent’i görmeden hayatta Ankara’ya dönmezdim. İyi ki de uğramışız,güzel ve hayırlı haberlerini de alınca daha bir mutlu olduk:)
Kabristan ziyareti sonrasında yola çıktık; yola çıktığımızdan itibaren başlayan yağmur ve Leman Sam şarkıları ile 3 saat yol gittik. Şoförler odasının yerinde mola verdiğimizde ikimiz de açlıktan ölüyor ama birbirimize çaktırmıyormuşuz:)
Bir Eskişehir gezisi de böylece bitmiş oldu ve biz yine işe döndük..



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder